Yokoluş - Seyahat Rehberiniz

Yokoluş


Güneş batmak üzereydi. Eskimiş mobilyaların kokusu odayı sarmıştı. Kırmızı perdelerin kapattığı pencereden süzülen loş ışık az da olsa aydınlatmıştı odayı. Uyandı. Daha doğrusu uyandığını sandı; ama hala kendine gelememişti. Üzerinde anlam veremediği bir ağırlık vardı. Boşluktaydı sanki.  Usulca bacaklarını kapatan battaniyeyi yere attı; kendine gelmeye çalışıyordu. Aradan geçen 30 saniye boyunca boş gözlerle karanlık duvara baktı; hiç var olmayan bir noktaya kenetlendi. Nefes alıp verişi şiddetlenmeye başladı. Farkındaydı; o uyurken ters giden bir şeyler olmuştu ve hala da devam etmekteydi bu durum. Nabzı olağan dışı atıyordu. Derin bir nefesin ardından başını yattığı yerden kaldırdı.

Neler oluyor…

Kalktı. Şimdi ayaktaydı. En son hatırladığı şey sabah hiç sevmediği matematik dersine gidip sonrasında eve geri geldiği ve kanepede uyuyup kaldığıydı. Saate bakmak için kafasını kaldırdı. Şaşırdı. Saat daha 2 bile olmamıştı. Anlam veremedi; aydınlık olması gereken hava kararmak üzereydi. Kafasındaki soru işaretleri artmıştı. Pencereye gitmeyi düşündü ancak buna cesaret edemedi. İçindeki garip his ona engel oldu. Olan biteni kafasında toparlamaya çalışsa da başaramıyordu. Kanepeden kalktı, cesaretini topladı  ve pencereye doğru birkaç adım attı. O an farkına vardığı tek şey havanın kararmaya başlamış olduğuydu. Ayakları daha fazla gitmedi. Gördüğü manzara karşısında beynine hakim olan şaşkınlık duygusunun yanı sıra bir de garip bir korku hissine kapıldığını anladı. Duyuları birden duvardaki eski saatin tik taklarına odaklandı. Yavaşça kendi etrafında döndü; baştan aşağı odaya baktı. Her şey yerli yerindeydi. Kendi kendine konuşarak sakinleşmeye çalıştı. Saat ikiydi ve bu saatte evde kimsenin olmadığı aklına geldi. Masanın üzerindeki suyu gördü. Birkaç yudum almak için masaya yöneldi. Parmaklarının uyuşmuş olduğu hissine kapıldı. Usulca bardağı kavradı ve ağzına götürdü. Derin derin nefes alıp verdikten sonra rahatladığını düşündü.

Birkaç kez parmaklarını oynattı. Artık tamamen normale döndüğünü hissetti.Ancak bu sefer de kafasındaki soru işaretleri artmıştı. Düşündüğü ilk şey şu oldu: Saat henüz ikiydi ve hava kararmıştı! İkincisiyse: Daha önce uyanmadığı şekilde uyanmıştı; üzerinde anlam veremediği bir ağırlık ve kara bir deliğin içinde hapsolmuşluk hissiyle. Kesinlikle normal değildi bunlar. Anlam veremediği şeyler oluyordu ama şimdi daha iyiydi; kendini toparladı. Kapıya yöneldi. Birkaç saniye süren kapı gıcırtısı sonunda; kendini boş antrede buldu. Hemen sağında aşağıya inen merdivenler vardı. Birden tekrar içini boşluk hissi kapladı. Uyandığında hissettiklerine benzer şeyleri hissetmeye başladı. Sadece başını oynattı. Önce sağa sonra sola. İradesine hakim olan ürpertiyle birlikte basamakları teker teker inmeye başladı. Onsekizinci basamaktan sonra zemin kata ulaştı. Evde kimse olmadığını bildiği için hemen dışarıya çıkmak istedi. Aklındaki tek şey buanlamsız sorunun cevabını bulmaktı.

Neler oluyor…

Sağ gözüne düşen saçlarını arkaya attı ve derin bir nefes aldı. Artık dışarı çıkmaya hazırdı. Aslında hazır olan sadece bedeniydi. Aklı hala binlerce parçadan oluşan bir Puzzle’a odaklanmış gibi neler olup bittiğiyle ilgili parçaları yerine oturtmaya çabalıyordu; ama nafile. Puzzle henüz tamamlanamazdı çünkü hala eksik parçalar vardı. Önce parçaları bulması gerekiyordu. Hiçbir yere odaklanamadığının farkına vardı. Çabaladı. Biliyordu ki çaba ancak acı vermeye başlandığın da çabaydı. Acı çekti ama hayır! Sonuç hala negatif. Onlarca düşünce bulutu gelip geçiyordu beyninden. Şimdi önünde sokağa açılan kapı vardı sadece. Belki de o kapıyı araladığında bir bir kalkacaktı sis perdeleri; aradığı soruların cevaplarını bulacaktı. Kalbi gittikçe daha da hızlı atmayabaşlamıştı. Konsantre oldu. Birkaç saniye sonra sessizliği kapının gıcırtısı bozdu. Kafasını yavaşça kaldırdı ve sokağa baktı.

İnsanlar nerede?..

Karşılaştığı manzara karşısında benliğini kaplayan korku bir kat daha artmıştı. Bir anda beynindeki her şey uçup gitmişti. Tüm o cevabını aradığı sorular, ona sürekli fısıldayan ve engel olamadığı iç sesleri ve kafasındaki onlarca düşünce bulutu… Hepsi ağız birliği yapmışcasına terkettiler onu. Artık sadece korku vardı içinde. Tamamiyle kendindeydi ama ona hakim olan korkuyla birlikte. Yavaşça kapıdan uzaklaştı. Birkaç adım sonunda çıplak ayakları çimi hissetti. Ayaklarına baktı o anda hafif bir esintinin suratını okşadığını hissetti. Birkaç kez kendietrafında daireler çizdi. Öne ya da arkaya adım atmadı sadece kendi etrafında döndü. Etraf sakindi. Hava kararmak üzereydi.

Kimse yokmuuuuuuuuuuuuuu?

Defalarca bağırdı. Ama sesine karşılık veren kimse olmadı. Yürümeye başladı. Bulunduğu yere 4 dakika uzaklıkta bulunan ve günün hemen hemen her saatinde kalabalığın terk etmediği bir sokak vardı. Genci yaşlısı her yaştan insanın eğlenmek, sohbet etmek, bir şeyler yiyip içmek; kısacası zaman geçirmek   için doldurduğu ve birçok mekanın bulunduğu bir sokaktı. Orada birilerini bulurum umuduyla ayakları hızlı hızlı hareket etmeye başladı; o sokağa yöneldi. İlerlerken arasıra bağırıyordu; birilerini bulma düşüncesiyle. Ama halayalnızdı. Gittikçe artan korkusu adımlarının hızlanmasına sebep oldu. Yol boyunca kendisi dışında hiçbir canlıya rastlamadı. Koşmaya başladı. Artık bağırmıyor; çığlık atıyordu. Birkaç dakika sonra sokağa geldi. Sokaktaki arabalar, sık sık gelip arkadaşlarıyla vakit geçirdiği mekanlar… Hepsi yerli yerindeydi; insanlar dışında. Etraf sessiz, hareketsiz ve sakindi. Sokağın ortasında durdu. Artık umudu kalmamıştı. İnsanlar gitmişler ya da yok olmuşlar; inancı buydu. Peki nereye ve neden… İç sesleri tekrar harekete geçtiler. Cevap bekleyen sorular beynini kemirirken o artık bağırmıyordu, hareket etmiyordu. Olduğu yerde dizlerinin üzerine çöktü. İki elini başının arasına alarak ağlamaya başladı. Bağırmaya başladı:

Rüyada mıyım?

Delirdim mi?

Heyyyyyyy! Nereye kayboldunuz?

Ben niye buradayım? Neden yalnızım?

Sorular birbirini izledi ama nafile; cevap yoktu! Sadece sorular vardı hıçkırıklara karışan… Aklını kaybetmek üzereydi. Tek bildiği bir şey vardı: O da yalnız başına olduğuydu. Aradan 3 dakika geçmişti ki usulca ayağa kalktı. Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi. Saçlarını geriye doğru attı. Yaşadığı sinir harbinden sonra tekrar kendini toparlaması gerektiğini düşündü. Ve öyle yaptı. Tam karşısındaki kafeye girdi. Mekandaki telefonu gördü ve hızlıca telefona koştu. Ama yeni bir şeyin daha farkına varmıştı. Telefon çalışmıyordu. Tek tek tüm mekanlara girip çıktı. Ama nafile; şehir sanki derin bir uykudaydı. Gözyaşları tekrar günyüzüne çıktı o an. Ağlamaya başladı. Oradan oraya koştu, bağırdı, çağırdı; ne yaptıysa olmadı. Geçen dakikalar boyunca ne olup bittiğine dair en ufak bir iz bulamadı.Sinirleri gittikçe daha da yıpranmaya başladı. Meydandaki bir banka oturdu. Artık sağlıklı düşünemiyordu, bunu farketti. Sorular birikti ama hala cevaplar ortada yoktu. Böyle giderse fazla sürmeden aklını kaybedeceğini biliyordu. Hava birazdan tam anlamıyla kararacaktı. Tekrar başını iki elinin arasına alıp düşünmeye başladı. Sakinleşip en baştan olanı biteni  gözden geçirmeye başladı. Ama bir türlü mantıklı bir son ya da cevap bulamadı.

?????????????

Uzun bir süre şuursuzca yürüdü. Ne yaptığını ya da nereye gideceğini bilmiyordu. Sadece yürümeye devam etti. Konuşmuyor ya da bağırmıyordu. İç sesleri tamamıyla kontrolü ele alarak; beynini kemirmeye başladılar. Ani bir karar vererek  geriye döndü. Adımları kısa ve hızlıydı. Az önce insanları bulmak umuduyla geldiği sokaktan geriye giderek eve dönüyordu. Hiç konuşmadan, bağırmadan, ağlamadan, hatta sağa sola bakmadan ve sapmadan…  Dosdoğru eve gidiyordu. Tükenmişti. Hem de çok kısa zamanda ve hiçbir nedeni yokken. Daha bu sabaha kadar mutlu bir ailesi, arkadaşları; kısacası bir hayatı vardı. Okuyacak ve iyi bir üniversite hayatından sonra kendi psikiyatr muayenehanesini açacaktı. Ama şimdi bütün bunlardan çok uzaktaydı. Her şey darmadağın olmuş ve ortada kalmıştı. Eve varmak üzereydi. Belli ki bir amaç için dönüyordu eve. Peki neydi o amaç? Hızını kesmeden evin kapısını açtı. Merdivenlerden hızlıca yukarı çıktı. Zaman sanki şimdi kendini tersten tekrar ediyordu. Kısa bir süre önce uyanmıştı ve ne olup bittiğini öğrenmek için kendini sokaklara atmıştı. Sonunda elde ettiği tek şey insanların gittiği ya da ortadan kaybolduğunun farkına varmak oldu.  Şimdiyse tekrar evindeydi. Ama bu kez bir fark vardı. Kendi odası yerine babasının çalışma odasına gitti ve seri bir şekilde çekmeceyi açtı; içinden bir şey aldı ve kapattı. Bu eylemi yaklaşık bir saniye sürmüştü. Hız kesmeden kendi odasına gitti ve tekrar uyandığı kanepeye oturdu. Şimdi başladığı noktadaydı. Az önceki seriliği yerini soğukkanlılığa bıraktı. Kafasını yavaşça duvardaki saate doğru çevirdi. Ardından bakışlarını pencereye dikti ve öyle kaldı. Duvardaki saat sanki beyninin içinde çalışıyordu artık. Tik-tak, tik-tak, tik-tak… Ritim hiç sekmiyordu.

Boş gözlerle saniyelerce pencereye baktı. Sol elini usulca hareket ettirdi. Yavaşça, çok yavaş…  Sonunda odaya ve beynine hakim olan saat sesi tek ellik silah atışıyla bozulmuştu. Önce elindeki silah; kesif bir koku ve duman… Ardından artık sahip olmadığı bedeni; boşlukta birkaç saniye dans etti.

Hava tamamen kararmıştı…

SON

Instagram

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: